Festival başlıyor!

22 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Haberler

Nublu Jazz Festival ikinci yılında heyecan verici bir programla seyircisiyle buluşmaya hazırlanıyor!

Türkiye’nin ve dünyanın en genç caz festivallerinden biri olan Nublu Jazz Festival’i ‘The Music of Now’ sloganıyla çıktığı yolda 04 Mart-12 Mart 2011 tarihleri arasında İstanbul ayağının ikincisi gerçekleşecek. New York ve Sao Paolo’da da gerçekleşen festival geçen yıl İstanbul’lu cazseverleri oldukça heyecanlandıran bir programla izleyici karşısına çıkmıştı. İlhan Erşahin ise Nublu’yu ve festivali şöyle anlatıyor: ‘Nublu caz kültürünün devamı niteliğinde, cazın ruhunu ve günümüzün soundunu birlikte taşıyor.  Bir boşluğu doldurduğumuza inanıyoruz.’
Festivalin bu yıl ki programı da oldukça dolu, renkli ve dinamik.  İlhan Erşahin, İmer Demirer ve Arto Tunçboyacıyan gibi usta isimlerin yanında, türk cazının genç temsilcileri Alp Ersönmez, 123, Korhan Futacı ve Ozan Musluoğlu da sahne alacak.  Festivalin uluslararası konukları arasında İsveçli üçlü JUNIP ve usta perküsyoncu Kenny Wollesen’ın yeni projesi Wollesonic var.
Nublu Jazz Festival’i  Babylon, Nublu ve Lucca’da gerçekleşecek farklı etkinliklerle caz severleri  Nublu’nun mavisiyle buluşturmayı planlıyor.    
İŞTE PROGRAM:

3 tablo 1.7 Milyon TL

22 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Haberler

Antik A.Ş.nin 27 Şubatta gerçekleşecek müzayedesinde 3 tablonun açılış fiyatı 1.7 Milyon TLye ulaşıyor.
İstanbul Swissotel’de gerçekleştirecek “Değerli Tablolar ve Osmanlı Eserleri” müzayedesinde İstanbul manzaraları ile ünlü Hikmet Onat’ın “Yeni Camii” konulu başyapıt çalışması müzayededeki en yüksek değer ulaşacak eserler arasında arasında gösteriliyor.
1922 tarihli yapıt 96×130 cm ebatlarındaki, şiirsel renklerle tuvale aktarılmış. Sanatçının en değerli eser rekoru Aralık ayında yine Antik A.Ş. müzayedesinde 220,000 TL’ye satılan triptik tablosu olmuştu. 27 Şubat Pazar günü satışa sunulacak “Yeni Camii” ise eski rekoru daha açılış fiyatıyla ikiye katlamış durumda.
 
Türk resim sanatında ekol oluşturan İbrahim Çallı’nın bilinen en büyük boyutlu müzelik natürmort çalışması 700.000 TL ile müzayedeye çıkıyor. Fransa’da aldığı sanat eğitimi ile Türk Resim sanatında çok özel bir yere sahip olan Süleyman Seyyid’in müzelik değerdeki peyzaj çalışması da 500,000 TL açılış rakamı ile müzayedeye çıkıyor. Müzayedede ayrıca Türk resim sanatı tarihinde çok önemli bir yere sahip olan Şeker Ahmed Paşa’nın natürmort konulu yağlıboya eseri,  İstanbul resimleri ile tanınmış ünlü İtalyan oryantalist Leonardo De Mango’nun en değerli eserlerinden “Nargile İçen Osmanlılar” konulu çalışması (57×51.5 cm), Halil Paşa’nın “İstanbul” ve “Mısır” konulu resimleri ile İstanbul peyzajları ile tanınan diğer oryantalistler Fausto Zonaro, François Prieur Bardin, Fabiust Brest gibi sanatçıların eserleri de görücüye çıkacak eserler arasında yer alıyor. Halil Paşa, Hoca Ali Rıza, Şevket Dağ, Hüseyin Rıfat Çeteci, Feyhaman Duran gibi ünlü Türk ressamların eserleri de satışa sunulacak.
HAFIZ OSMAN HİLYE-İ ŞERİFE AÇILIŞ FİYATI 150,000 TL
Türk Hat sanatının ekol isimleri Hafız Osman, Ali Vasfi, Yahya Hilmi ve Aziz Rufai gibi çok değerli hattatların hilye-i şerifeleri sanatseverleri heyecanlandıracak nitelikte. Hafız Vahdeti, Kazasker Mustafa İzzet, Hasan Rıza, Mustafa Rakım gibi diğer önemli hattatların levhaları da müzayedede satışa sunulacak eserler arasında. Nadir Osmanlı gümüşleri, Süleymaniye mineli eserler, , Beykoz camları ve antikalar koleksiyoner ve sanatseverlerin beğenisine sunulacak. Turgay Artam tarafından yönetilecek olan 265. müzayededeki eserler Antik Palace’da görülebilir.

İçim acıdı

22 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Haberler

Yeşilçam yıldızlarına lakabı gibi babalık yapan, 87 yaşında hayata veda eden görüntü yönetmeni Turgut Örenin cenazesinde 15 kişi vardı.
Sabah Gazetesinin haberine göre; Yeşilçamın unutulmaz görüntü yönetmenlerinden Turgut Ören 87 yaşında kansere yenik düştü. Yeşilçamda “Baba Turgut” olarak anılan Turgut Ören, görüntü yönetmeni olarak beyazperdeyi araladı. Türkan Şoraydan Sadri Alışıka, Filiz Akından Kadir İnanıra, Ayhan Işıktan Belgin Doruka kadar Yeşilçamın ünlü oyuncularının yetişmesinde lakabı gibi babalık yaptı. Kameralarla ilk dostluğu, 1940lı yıllarda İstanbul Taksim Meydanında seyyar fotoğrafçılık yapmasıyla başladı. Türkiye, o tarihlerde henüz görüntü yönetmeni yetiştirecek okullara sahip değildi. Mesleği kendi çabalarıyla öğrendi. Bu nedenle ona Yeşilçamda “ustasız usta” diyorlardı. Yönetmenler Atıf Yılmaz, Lütfü Akadın ekolündendi. Aralarında “Cibali Karakolu,” “Dudaktan Kalbe” ve “Hayatımın Kadını” gibi filmlerin de bulunduğu 88 filme görüntü yönetmeni olarak imza attı. 7 filmin senaryosunu da kendisi yazdı. “Üç Arkadaş” isimli romanı 1958 ve 1971 yıllarında Memduh Ün tarafından beyazperdeye aktarıldı.
ONUR ÖDÜLÜ ALDI
2001de ise dostları onu unutmadı. Türk sinemasına yaptığı katkılardan dolayı İstanbul Uluslararası Film Festivalinde “Yaşam Boyu Onur Ödülü”ne layık görüldü. Yönetmenler Derneği eski Genel Başkanı ve Müjdat Gezen Sanat Merkezinde sinema ve senaryo dersleri veren Muzaffer Hiçdurmaz, Turgut Öreni şöyle anlattı: “Onunla çalışma şerefine eriştim. Gerçekten bir babaydı. Yeşilçamdan geçen birçok oyuncunun isim yapmasında onun rolü büyüktür. Onlara mesleki başarılarında yol göstermekle kalmaz, her sorunlarıyla da kendi sorunuymuş gibi ilgilenirdi.” Ören iki kez evlendi. Birinci eşinden Barış ve Kaya adında iki oğlu oldu. Ayrıldıktan sonra Zihniye Hanım ile tanıştı. Zihniye Hanım 18, Turgut Ören ise 38 yaşındaydı. Bora ve Nazım adında 2 oğlu daha oldu. Zihniye Ören, Turgut Babanın aynı zamanda asistanıydı. Ancak, talihsiz kadın düşme sonucu belinden rahatsızlandı. Uzun süre tedavi gördü. Değneklerle yürüyebilen Zihniye Hanım yine de işte Turgut Babayı bir an olsun yalnız bırakmadı. Yeşilçamda hep onun sağ kolu olarak görev aldı.
HANİ AYRILMAYACAKTIK
Turgut Ören 17 Şubatta kansere bağlı olarak hayatını kaybetti. Cenazesi önceki gün Zincirlikuyu Mezarlığındaki aile kabristanına defnedildi. Oğlu Bora Ören, “Babam bir efsaneydi. Stüdyolarda büyüdük. Türk sinemasına çok şey kattı. Varı yoğu annemdi. Kanser olduğunu öğrendikten sonra, annem yalnız kalmasın diye onun kaydını özel bakımevine yaptırmış. Son gece, hastane odasında ölmeden önce annemden izin istemiş. Zihniye çok ağrım var. Seni özel bir bakımevine yerleştirdim. Ben yokken orada sana iyi bakacaklar. İzin verirsen artık gideyim demiş. Annem ağlayarak Turgut, hani hiç ayrılmayacaktık deyince, babam Çok acı çekiyorum demiş. Annem de çaresiz Peki Turgut, ağrı çekmene dayanamıyorum git o vakit demiş. Türk filmi gibi birbirlerine veda etmişler” diye konuştu. 65 yaşındaki Zihniye Ören şimdi yaşamını Nezih Özel Bakım Evinde sürdürüyor. Nezihe Ören, “Burada çok yalnızım. Tekerlekli sandalyeye mahkûm olarak burada kaldım. Eşim ve ben Yeşilçama çok emek verdik. Ama Yeşilçam vefasızmış. Cenazede 15 kişi ya vardı ya yoktu. İçim acıdı” diye konuştu

Bakanlığa güvenimiz sarsıldı

22 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Haberler

YÖNETMEN Ömer Faruk Sorak, “ Eyyvah Eyvah 2” filminin korsan kopyasının Kültür ve Turizm Bakanlığı damgasıyla piyasaya sızdırılmasına tepki gösterdi.
Twitter’daki sayfasına “Kültür Bakanlığı her yıl sinemaya verdiği destek kredilerini korsan yoluyla tahsil ediyor sanırım. Eser işletme belgesi alabilmek için Kültür Bakanlığı’na film gönderiyoruz, korsan CD olarak geri geliyor. Ne yazık ki bakanlık içinde var olan köstebek bulunamıyor” yazan Sorak, artık bakanlığa güven duymadıklarını söyledi: “Haberi duyunca sarsıldık. Olayı cuma günü öğrendik, cumartesi akşamına kadar doğru olup olmadığını teyit ettirmeye çalıştık. Şimdi umudumuz, bakanlığın içindeki köstebeklerin işlerine son verilmesi. İnsan böyle durumlarda Kültür Bakanlığı’na sığınır ama bu yaşananlardan sonra nasıl güveneceğiz bu kuruma?”

Aileden tiyatrocu

22 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Haberler

Usta oyuncu Selçuk Yöntem’in kızı Iraz, “Kainatın En Hızlı Saati” oyunuyla tiyatro severlerin karşısına çıkmaya başladı.
IRAZ YÖNTEM FOTOĞRAFLARI
Babasının izinde   Babası Selçum Yöntem’in izinden giden Iraz Yöntem, Sıfırnoktaiki’nin yeni oyunu “Kainatın En Hızlı Saati”nin ekibine katıldı. Philip Ridley’in yazdığı, Eyüp Emre Uçaray’ın yönettiği oyun, İstanbul’da perdelerini açtı. Zamanı yavaşlatma isteğinin sebeplerini sorgulayan oyunda Iraz Yöntem’e sahnede Korhan Soydan, Güçlü Yalçıner, Banu Çiçek Barutçugil, Halide Eşber Güvenç ve Barış Gönenen eşlik ediyor.      
           

Kemoterapi fotoğrafı şoke etti

22 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Haberler

Kansere yakalanan eski güzellik kraliçesi kemoterapi sırasında çekilen fotoğrafını yayınlayarak şoke etti.
İŞTE ŞOKE EDEN FOTOĞRAF
Eski güzellik kraliçesinin kanser tedavisi sırasında çekilen fotoğrafları şoke etti…
2000 yılında Venezuela Güzeli seçilen ve TVdesunucu olarak kariyerini sürdüren Eva Ekvall, tam kazandığı tacın keyfini sürerken meme kanserine yakalandığını öğrendi. Sonra da zorlu bir tedavi sürecine başladı.
Artık hastalığı yenen ve kötü günleri geride bırakan Ekvall, deneyimlerini Odak Dışında adlı kitabında anlattı.
Ekvall, kitabında güzellik kraliçesi olduğu dönemdekine hiç benzemeyen fotoğraflarına da yer verdi.
Eva Ekvall, kemoterapi sırasında; saçları, kaşları ve kirpikleri dökülmüş, bitkin bir biçimde uyurken çekilen bu fotogğraflarını yayınlamaktan çekinmedi.
Eski kraliçe hastalıktan sonra hayata bakışının da tamamen değiştiğini söyledi. “Başımıza her şey gelebilir. Artık güzellik benim hayattaki önceliğim değil” diye konuştu.
Eski güzellik kraliçesi, hastalığı eşi ve kızının desteği sayesinde yendiğini de sözlerine ekledi.
Hastalık yüzünden iki kez mastektomi operasyonu geçiren Ekvall tedavi sırasında da televizyon sunuculuğunu bırakmadı. Ancak bu dönemde peruk kullanıp ağır makyaj yaptı.
Ekvall tedavi sürecinin sancılı geçtiğini söyleyerek “Fiziksel görüntünüz tamamen değişiyor. Saçınızın her bir telini kaybediyorsunuz. Aynada kendinizi görmek gerçekten çok acılı” diyerek geçirdiği zor süreci anlattı
Eva Ekvall kitapta yayınladığı fotoğrafların gerçekten şok edici olduğunu söyleyerek “Evet öyle, çünkü kimse beni daha önce bu şekilde makyajsız ve saçlarım dökülmüş bir şekilde görmemişti. Bunların insanları şaşırtacağını biliyordum” diye konuştu.

Ferrarinin kalemi kırıldı

22 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Haberler

Beşiktaş Kulübü Başkanı, takım 2-1 öndeyken gördüğü kırmızı kart ve yaptırdığı penaltıyla yenilgiye davetiye çıkaran İtalyan futbolcunun ipini Londra’da çekti. Konu ile ilgili Stadyum programında konuşan Sergen ise “Ferrari sürekli kadın peşinde” dedi.

BEŞİKTAŞ, 1-0 geriye düştüğü maçta Ekrem’in golüyle eşitliği sağlamış, ikinci yarının başında İbrahim Toraman’la öne geçmişti. Bir anda oyunun gidişatı değişmiş ve siyah beyazlılar taraftarının da desteği ile rakibi karşısında üstünlüğü ele geçirmişti. Almeida’nın 60. dakikada karşı karşıya kaldığı pozisyonda gol vuruşu yapamayışı tribünleri ayaklandırsa da, siyah beyazlılar için kırılma anı Ferrari’nin sorumsuzca gördüğü kırmızı kart ve yaptırdığı penaltıydı. Karşılaşmanın 64. dakikasında Lugano’a dirsek atıp kırmızı kart gören ve penaltıya sebebiyet veren İtalyan futbolcunun bu hatası siyah beyazlıların sahadan 4-2 yenik ayrılmasına zemin hazırlıyordu. Maçtan sonra bir açıklama yapan Beşiktaş Basın Sözcüsü Prof.Dr.Mete Düren, Ferrari’ye olan kızgınlığını dile getiriyor ve “Ferrari’nin hatasından dolayı takımın dengesi bozuldu. Hiçbir şekilde affedilmeyecek. Disiplinsiz bir hareket nedeniyle bir oyuncumuzun (İbrahim Üzülmez’i kastediyor) yönetimimiz, böyle bir harekete ne şekilde davranacağına oturup karar verecektir. Böyle bir hareket cezasız kalmayacaktır” diyerek İtalyan futbolcuyla yolların ayrılacağını ima ediyordu.“Görüştüm” dedi amaDüren’in bu sözleri, F.Bahçe derbisini özel işleri nedeniyle gittiği Londra’da izleyen kulüp başkanı Yıldırım Demirören’in talimatıyla söylediği bilgisine ulaştık. Dün sabah Düren’i arayarak sorduk; – Ferrari ile ilgili sözlerinizin arkasında Başkan Demirörenin olduğu söyleniyor. Demirören maçtan sonra sizi aradı mı? Aradıysa neler söyledi? Düren, karşılaşma sonrası Demirören’le görüştüğünü doğruladı ancak “Ne konuştğumuzu söyleyemem” dedi.Büyük sorumsuzlukBaşkan’ın Düren’e Ferrari ile ilgili ne söylediğini, yaptığımız telefon trafiği ile öğrendik… Bakın Başkan Demirören, bu sorumsuz harekete nasıl tepki vermiş… Ferrari’nin kırmızı kart görmesi ve Beşiktaş aleyhine verilen penaltı kararından sonra telefona sarılan Demirören, Mete Düren’e talimatını verir; – Böyle sorumsuzluk olmaz. Ferrari’yi affetmemiz söz konusu değil. Ne gerekiyorsa yapılsın.
SERGEN: FERRARI SÜREKLİ KADIN PEŞİNDEMatteo Ferrari’nin Fenerbahçe karşılaşmasında Diego Lugano’ya kasten dirsek atarak; hem penaltıya sebep olması hem de kırmızı kart görmesi, Beşiktaş’ın efsane futbolcularından Sergen Yalçın’ı da kızdırdı. TRT 1’deki “Stadyum Pazar” programında pozisyonu yorumlayan Yalçın, “Ben görüyorum, duyuyorum; Ferrari sürekli dışarıda, kadın peşinde. Futbolla ilişkisi kalmamış. İbrahim Üzülmez’i bir kalemde gönderenler, Ferrari’yi ne yapacaklar? Yönetim hemen Ferrari’yi göndermeli” dedi.FERRARİ KENDİNi SAVUNDULugano vücudumun her yerini morarttıBEŞİKTAŞ’ta, Fenerbahçe yenilgisinin faturası kendisine kesilen Ferrari, gördüğü kırmızı kart sonucu takımını eksik bıraktığı için çok üzgün olduğunu söyledi.Takım arkadaşları İbrahim Toraman, Sivok ve Ekrem’e içini döken İtalyan oyuncu, “Kırmızı kart görmemek için çok uğraştım. Maçın başından itibaren Lugano beni her şekilde tahrik etti. Yeri geldi tırnaklarını, vücuduma geçirdi. Vücudumun her yeri çürük. Sırtımda ve göğsümde morluklar var. Yediğim tekmeleri herkes gördü. Hakem Lugano’yu görmedi. Durup dururken kendisine neden dirsek atayım. Beni üzen takımın ben atıldıktan sonra oyundan tamamen düşmesi. Sabaha kadar uyuyamadım” dedi. Çok pişmanım” diye dert yandı.

var ilgiliLinkler = document.getElementById(“divAdnetKeyword”).getElementsByTagName(“a”);
var toplamLinkSayisi = ilgiliLinkler.length;
for(var i=0; i< toplamLinkSayisi; i++)
{
if(ilgiliLinkler[i].className == && ilgiliLinkler[i].innerHTML.toLowerCase().indexOf(img) < 0)
{
ilgiliLinkler[i].className=boslinkcl;
}
}

Yine o vali yine yardım

22 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Haberler

Vali Mustafa Yaman, Tunceli Valiliği’ni yürüttüğü dönemde 29 Mart yerel seçimleri öncesinde vatandaşlara beyaz eşya dağıtmasıyla gündeme gelmişti. Yaman şimdi Giresun Valisi. Ve şimdi de Giresun Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polis Büro Amirliği, yardıma muhtaç vatandaşlara soba ve kömür yardımı yaptı.
Giresun Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polis Büro Amirliği, yardıma muhtaç vatandaşlara soba ve kömür yardımı yaptı.Giresun Emniyet Müdürlüğü Toplum Destekli Polis Büro Amirliği tarafından tespit edilen ihtiyaç sahibi ailelere 5 ton kömür dağıtıldı. Dar gelirli 50 vatandaşa kömür dağıtılırken, sobalar ise polisler tarafından 5 ailenin evlerine götürüldü.Giresun Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, Toplum Destekli Polis Merkezi’nin suçu önleyici hizmetler konusunda büyük aşama kaydettiğini ve vatandaşlara her konuda yardım etmeyi sürdüreceğini söyledi.TUNCELİDE DE YARDIM DAĞITMIŞTI
Giresun Valisi Mustafa Yaman, Tunceli Valiliği’ni yürüttüğü dönemde 29 Mart yerel seçimleri öncesinde Valilik imkanlarını kullanarak vatandaşlara beyaz eşya dağıtmasıyla gündeme gelmişti. Vali Yaman, Valilik imkanlarını bir siyasi partinin seçim propagandasına yardım etmek için kullandığı gerekçesiyle 7 ay hapis ve memuriyetten men cezası almış ancak cezası ertelenmişti. Yaman daha sonra Giresun Valiliği’ne atanmıştı.
TUNCELİDE DAĞITTIĞI BEYAZ EŞYALAR SPOR SALONUNA SIĞMAMIŞTI / Foto Galeri
TUNCELİDE MAKİNELER BÖYLE DAĞITILMIŞTI / Foto Galeri
Beyaz eşya yardımı için 7,5 ay hapis cezası almıştı
 

Tutuklu Em. Albaydan 51 Nolu DVD iddiası

22 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Haberler

Emekli Orgeneraller Hurşit Tolon ve Şener Eruygurun sanıkları arasında yer aldığı İkinci Ergenekon Davasının 105inci duruşması görülmeye başlandı. Bugünkü duruşmada tutuklu sanık emekli Albay Mustafa Levent Göktaş savunmasına devam ediyor. Göktaş, 51 Nolu DVD, delil koymaya en müsait odaya kondu iddiasında bulundu.
Aralarında gazeteciler Mustafa Balbay ve Tuncay Özkanın da bulunduğu 28i tutuklu toplam 117 sanığın yargılandığı davanın bugünkü duruşmasına tutuklu sanıklar İnönü Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, Başkent Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, emekli Albay Hasan Atilla Uğur, İbrahim Özcan, Oğuz Bulut, Servet Kaynak ve Mehmet Koral katılmadı. Tutuksuz sanıklardan ise İlyas Çınar duruşmada hazır bulundu. 
 
“51 NOLU DVD, DELİL KOYMAYA EN MÜSAİT ODAYA KONULDU”
 
Mahkeme Başkanı Köksal Şengün, yarım kalan savunmasının alınması için tutuklu sanık emekli Albay avukat Mustafa Levent Göktaşı sanık kürsüsüne aldı. Göktaş, iddianamede, Bazı yargı mensuplarının kişisel yaşamlarıyla ilgili elde ettiği görüntü kayıtlarını ihtiyaç duyulduğu zamanda onlara karşı tehdit ve şantaj amaçlı kullanmak üzere kaydedip sakladığı suçlamasına dayanak gösterilen 51 Nolu DVDnin bulunduğu Ankara’daki avukatlık bürosundaki aramayı, görüntüler eşliğinde detaylı olarak anlattı. 51 Nolu DVDnin delil koymaya en müsait oda olan avukat Özge Evcinin odasına konulduğunu savunan Göktaş, O oda büroya girdiğinizde hemen karşınıza çıkıyor. Ayaküstündeki bir oda. Benim odam ise daha içerde ve köşede. Odaya giren kırmızı kazaklı başkomiser dava dosyası içerisinden çok kısa sürede DVDyi sanki orada olduğunu biliyormuş gibi çıkarıyor. Arama ve el koymayı yapan polis benim odam ve sekreterin odasını ise üstünkörü arıyor dedi.
 
“ÇAY GETİRMEYE GİTMİŞ, O ARADA DVDYİ KOYMUŞLAR”
 
Avukat Özge Evci çok iyi niyetli bir insan olduğunu ifade eden Göktaş, Abla bize çay getirirmisin demişler. O da koşmuş çay getirmeye gitmiş, o arada 51 Nolu DVDyi odaya koymuşlar diye konuştu.
 
“BENİM KORKACAĞIM BİRŞEY YOK”
 
51 Nolu DVD üzerinde yapılan incelemede DVDnin kırık olduğunu ve üzerinde kendisinin de dahil olmak üzere hiçbir parmak izinin bulunmadığını belirten Göktaş, Benim korkacağım birşey yok. DVD adli emanette kırık çıktı. Benim gidip emanetteki DVDyi kıracak halim yok. DVD üzerindeki parmak izleri ise tamamen silinmiş. Bu izleri DVDyi odama koyan kişiler kasten silmiştir ifadesini kullandı. Bu DVDye 51 numarasının verilmesinin ise tesadüf olmadığını öne süren Göktaş, “Davanın sanıklarından emekli Albay İlyas Çınar da bulunduğu iddia edilen DVDye de 51 numarası verilmiştir. Bu tür deliller hep bu şekilde şifrelenmiş” dedi.
 
Duruşma tutuklu anık Leven Göktaşın savunmasının alınmasıyla devam ediyor.

Erdoğan CD harekatıyla genel başkan oldu

22 Şubat 2011 Yazan  
Kategori Haberler

Başbakan Erdoğan, Meclis grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu. CHP Lideri Kılıçdaroğlunu eleştiren Erdoğan, “Bunlar yukarıdan inme, paraşütle geldiler. Bir CD harekatıyla geldi, partiye genel başkan oldu” dedi.
İşte Erdoğanın açıklamalarından satırbaşları:
İç siyasetin hareket kazandığı bir döneme giriyoruz. Yakın çevremizde bir süredir yaşanan halk hareketlerinin dalga dalga yayıldığını, Tunus’ta başlayan olayların, Mısır’a, Libya, Fas ve Cezayir’e sıçradığını görüyoruz.  Mısır olaylarıyla ilgili samimi tavsiyelerimiz farklı şekillerde eleştirildi. Özellikle ana muhalefetin genel başkanı, yaptığımız tavsiyeleri erken olarak nitelendirdi. Ancak ortaya çıkan sonuç karşısında mahçup oldu. 
“MUHALEFET LİDERİ KENDİSİYLE ÇELİŞİYOR”
Bugün yine Libya’yla ilgili acele açıklama yapmamızı bekleyerek kendisiyle çelişiyor, diğer yandan dış politikayla ilgili en küçük bir vizyona sahip olmadığını ortaya koyuyor. CHP genel başkanı, daha ileriye giderek, kendisine sorulan çanak bir soru karşısında, “ödülün hakkını veriyor” diyecek kadar sorumsuzca bir açıklama yapıyor.
Son dönemde ismi geçen ülkelerin haritada yerini göster deseniz, inanın belki de yerini gösteremez.
“LİBYADAKİ VATANDAŞLARIMIZIN GÜVENLİĞİNİ ÇİĞNİYORLAR”
O ülkelerdeki toplumsal yapı nedir, ne kadar Türk vatandaşı çalışıyor diye sorsanız bunların çoğunu bilmez. Ne Türkiye’nin oralardaki yatırımlarından, insanlarından haberi var, ne de bu ülkelerin iç yapıları hakkında bir kanaate sahip. Ama sırf Ak Parti’yi eleştirmek uğruna, kendi ülkesinin vizyonunu görmezden gelerek, Libya’daki vatandaşların güvenliğini çiğneyecek kadar ileri gidebiliyor. Bugün Libya’da asgari 25 bin vatandaşımız var, 200’ü aşkın iş adamımız var.
“TÜRKİYE, GÜNDEMİ BELİRLENEN BİR ÜLKE DEĞİL”
Türkiye hiç kimsenin keyfi için, aceleyle duygusallıkla, ısmarlama söylemlerle dış politikasını belirleyen bir ülke değildir. Türkiye geçmişte olduğu gibi dış politikasında birilerinin peşine takılıp giden, gelişmeleri tribünlerden izleyen, gündemi belirlenen bir ülke de değildir. biz ne zaman nerede, nasıl açıklama yapacağımızı gayet iyi biliyoruz. Bunun zamanlamasını talimatla değil, ilgili arkadaşlarımızla, birimlerimizle en geniş şekilde yaparak, vakti geldiğinde yaparız. Bunu yaparken de boş duran bir hükümet yok artık. Yapılan atılan bir çok adım var. Bu konuda hiçbir bilgiye sahip olmadığı halde akıl verenlerin bilgisine de ihtiyacımız yok. Biz gereken mesajı tüm dünyaya veririz.
Eğer bugün batılı kimi ülkelerin, ne söyleyeceği, nasıl tavır alacağı değil de Türkiye’nin nasıl tavır takınacağı merak ediliyorsa, Türkiye’nin alacağı tavır olayların seyrini etkiliyorsa, öncelikle bunu iyi anlamalıyız. Bu konular desteksiz atarak, fantezi yaparak değerlendirilemez. İnsanların yaşamını ilgilendiren konularda meselenin her yönünü ele almak gerekir.
KADDAFİ ÖDÜLÜ
Libya’da bana tevdii edilen ödül ne ödülüdür? Niçin verilmiştir? Filistin meselesine duyarlılığımız, o konudaki çabalarımız, Filistin halkı için çırpınışımız için tevdi edilmiştir. Bugün Ortadoğu’da nereye giderseniz gidin kardeş halklar Türkiye’yi bağrına basmaktadır. Libya’da verilen ödül, Filistin davasına yaptığımız katkılar sebebiyle, halkların sevgisinin bir sonucu olarak verilmiştir. Ben ödülü alırken bir konuşma yaptım. Orada bulunanlara şunları açık açık ifade ettim. Ne dedim? Bunun değerlendirmesini yapmayıp, kalkıp da bu ödülü geri ver diyenler, hangi maksada niyet ettiklerini düşünüyorlar mı?
Sözlerimin bir kısmını tekrar etmek istiyorum. Ve bunu o gün konuşuyorum:
“Savaşlar, çatışmalar, afetler, zulümler gizli kalmadığı gibi, insan hakları, evrensel değerler, demokratik haklar da artık gizli kalmıyor. Yerele sıkışmıyor. Bize düşen, tarihimizden, medeniyetimizden, inançlarımızdan aldığımız ilhamla, evrensel insan haklarını herkesten önce bizim kendimizin hayata geçirmesidir. Bu noktada kendimizi özeleştiriye tabi tutmayı hayati derecede önemli görüyorum. İslam coğrafyasının, yoksullukla, insan hakları ihlalleriyle anılıyor olması, aynı şekilde inançlarımıza yönelik açık bir haksızlıktır. Bu sorunları gidermek, hepimize düşen ahlaki ve siyasi bir görevdir. Bu gerçekleri görüp, üzerine kararlılıkla gitmek zorundayız.”
Ben bu sözleri, bu düşüncelerimi bulunduğum her platformda bile getirdiğim gibi Libya’da samimiyetle dile getirdim. Biz Libya’daki vatandaşlarımızın tahliyesi için gece gündüz uğraşırken, diplomatik kanallardan vatandaşlarımız için görüşmeler yaparken, vatandaşlarımızın güvenliğini en üst seviyede gözetirken, birilerinin hükümete, açıklama gibi ödül gibi küçük meselelere katılması sorumsuz olduğu kadar açıkçası tehlikelidir. Buradan siyasi rant elde etme çalışmasına girmek fırsatçılıktır, seviyesizliktir. Libya’da olaylar vuku bulur bulmaz, birilerinin ödül meselesine takılması, küçük hesapların içine girmesi dikkat çekicidir. Ben bunları milletime havale ediyorum.
“1000 VATANDAŞIMIZ TAHLİYE ETTİK”
Şu ana kadar uçaklarla, oradaki vatandaşlarımızı Türkiye’ye geri getirme çabasındayız. Şu anda binin üzerinde vatandaşımızı tahliye ettik. Bugün aynı zamanda, TSK’nın İskenderun gemisi, İBB’nin İDO’dan iki tane deniz otobüsü bunlar da bölgeye inşallah öğleden sonra ulaşacaklar. Onların yanında, bütün tedbirleri aldık, hücum botlar da onlarla birlikte. Çünkü orada bizim bir vatandaşımızın burnunun kanaması, beklenmeyen bir durumun olması, herhalde bu çığırtkanları çok farklı bir hale getirir. Mısır’da da aynı hatayı gösterdik. Fakat oradaki sayı çok azdı ve süratle tahliye edebildik.
“KADDAFİ İLE İKİ KEZ GÖRÜŞTÜM”
Benim Kaddafi’yle iki kez görüşmem oldu. Tahliyeler için. Uçakları gönderin dediler. Ama kulede kimse olmadığı için inişe izin verilmedi. Yedek havaalanı için düşündüğümüz yere inmekte mümkün olmadı. Bu sebeple uçaklarımızı geri çekmek zorunda kaldık. Aynı şekilde denizden de İskenderun gemisi ve iki tane deniz otobüsü onlarda bugün orada olacaklar.
Gıda noktasında, su ilaç v.s ilişkilerimiz devam ediyor. Bazı şeyler bilinir bilinmez konuşuluyor. Sıkıntılar var tabi. Ama buna rağmen, tamamen aç susuz diye bir şey yok. Kendilerine anormal şartlarda ulaşan
“BİZZAT BEN KONUŞTUM”
Ben bizzat Bingazi Havaalanı’nda olan vatandaşlarımızdan bir tanesiyle direk kendim görüştüm. Vatandaşların durumunu kendisinden öğrendim. Yatırımcı firmalarımızla bu süreci yakından takip ediyoruz. İlgili tüm kuruluşlarımız teyakkuz halindeler. Vatandaşlarımızın yerlerini, toplandıkları yerleri tespit ettik. Bugün uçaklarımız oraya hareket etmiş durumda. Diğer uçaklarımızı da bekletiyoruz. Libya ile gerekli diplomatik görüşmeleri sürdürüyoruz. Tahrik mekanizmalarını çalıştırmayı da bizler sıkıntılı olarak bulunuyoruz. Bingazi’de 600 kadar  vatandaşı tahliye çalışmaları sürüyor. İki feribotumuz dün 16:00 civarında hareket ettiler. Bugün yine aynı saatlerde varmak üzereler.
“İNSAF DIŞI MÜDAHALE ŞİDDET SARMALINI BÜYÜTÜR”
Demokratik taleplerini dile getirenlere karşı, insaf dışı müdahalelerin yapılması şiddet sarmalını büyütür diyorum. Şiddetin daha büyük gelişerek artarak Libya’nın geneline yayılması tehlikelidir. Libya kardeş bir ülkedir. Kardeşin kardeşi öldürmesi kan dökmesi bizim en büyük ızdırabımızdır. Buna batılı farklı bakabilir. Ama biz çok daha farklı bakıyoruz. Onun için halkların taleplerini göz ardı etme yanlışına düşmeyin. İnsanların hayatını kaybetmesinden, yaralanmasından büyük üzüntü duyarız.
“TÜRKLERİN HAYATLARI, KARDEŞ LİBYA HALKINA EMANET”
Libya’daki bulunan Türklerin hayatları ve hakları, kardeş Libya halkına emanettir. Yönetimin veya göstericilerin bu hassasiyetlerimizi çok iyi anlamalarını bekliyoruz. Biz Tunus ve Mısır’daki olaylar sırasında rol yapmak, şov yapmak için değil, tamamen insani kaygılarla, ilkelerimizle hareket ettik. Ne kimsenin içişlerine karıştık ne de tepkisiz kalmayı tercih ettik. Biz canla, hayatla, haklarla ilgiliyiz.
Bir ülkeye bakıyorsunuz, adeta kabile savaşlarından kalan bir anlayış mevcut. Bir ülkeye bakıyorsunuz, özgürlüklerle ilgili, bir diğerine bakıyorsunuz haklarla ilgili. Bir diğerine bakıyorsunuz dünyadaki değişimlerle ilgili. Farklı farklı yapıları görüyoruz. Dünyanın neresinde olursa olsun, özgürlüklerin ortadan kaldırılmasına karşıyız. Ertelenemez değişim talepleri gerçekleşsin istiyoruz.
Hele halkına şiddet uygulayan, talepleri bastırmak isteyen hiçbir yönetim istikrarını koruyamaz. Biz bölgemizde hem istikrar güven istiyoruz. Hem de özgürlüklerin karşılanması gerektiğini savunuyoruz. Bundan sonra da hakkı hukuku evrensel değerleri savunmaya devam edeceğiz. Tekrar ediyorum. Önceliğimiz vatandaşlarımızın da bu coğrafyadaki halkların güvenliğini bu şekilde anlamasıdır. Bu güveni tesis etmek için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Bu olaylar siyasi rant elde etme çabası, hükümeti yıpratma çabası, vatandaşlarımızın canını tehlikeye atacağı gibi, yangından mal kaçırma gayreti tezahürüdür.Biz oradan can kaçırma derdi içinde olacağız.
“MUHALEFETLE BU DURUMDA BİLE TEK SES OLAMIYORUZ”
MHP’ye bakıyorsun öyle. CHP’ye bakıyorsun öyle. Muhalefetle bu durumda bile tek ses olamıyoruz. Yandaş ve Candaş medyasına bakıyorsun o da aynı. Sorumlu davranmak diye bir şey söz konusu değil. Büyük bir ülkenin muhalefeti gibi, aydınları gibi, medyası gibi kendilerini davranmaya davet ediyorum.
21 ŞUBAT KRİZİNİN 10. YILI
Bir cumhurbaşkanı Anayasa kitabını aldı o günün iktidarının suratına fırlattı. Başbakan demiyorum, çünkü koalisyon hükümeti vardı. Şimdi Bahçeli, Mersin’de halka hitap ediyor. Şu ifadeleri kullanıyor: “Alnımız açık. Başarıda öpülmek üzere. Ensemizde açık. Başarısızlığımızda tokat atılmak için. İktidara talibiz.”
Yine Mersin’de şunları söylüyor: Milletimizin bir özelliği vardır. Eğer birisi bir iş başarmışsa halk onu alnından öper, onu takdir eder. Ama bir işi de başaramamışsa, onun da ensesine tokat atar.”
“BAHÇELİ’Yİ TEBRİK EDİYORUM”
Öncelikle sayın Bahçeli’yi aziz milletimizin bu hakemliğine bıraktığı için tebrik ediyorum. Gerçekten de bu millet kendisine hizmet edeni alnından öpmüş, emaneti yere düşürenleri de asla affetmemiş. Seçim sandığında MHP liderinin deyimiyle ensesine tokadı vurmuştur. Ancak MHP lideri bir defa denenmek istiyoruz derken, 2001 yılında iktidar ortağıyken, ülkeye ödettiği bedeli, ardından da 2002 seçimlerde ensesine yediği tokadı belli ki hatırlamıyor, hatırlamak istemiyor.
“BIRAKILAN PİSLİĞİ, TEMİZLEDİK”
Bizim Ak Parti olarak 8 yıl boyunca altını kalın çizgilerle çizdiğimiz bir gerçek var. Biz o bırakılan pisliği, şu anda temizledik temizliyoruz. Ama dönemin iktidar ortakları şimdi bundan rahatsız oluyoruz. Siz bu ülkede böyle bir pislik bıraktınız. Bizi bozguna uğrattınız. Finans sektöründe bizi yıkımla karşı karşıya bıraktınız. 21 banka fona devredildi. Bunun bedelini benim halkım ödedi. Gecelik faizlerdeki patlamalar, akıl almaz seviyelere çıktı. Demokratikleşme diye bir şey kalmadı bu ülkede. İçerde, dışarıda istikrar adına bir şey kalmadı. Güçlü bir ekonominin, en önemli şartı olan güven ve istikrar kayboldu. Gitti bu ülkeden. Dış politikadan pasif kalarak büyüyemezsiniz. İç politikadaki anlayışınızı, tamamıyla dışardan birileri şekillendiriyorsa ben güçlü bir hükümetim diyemezsiniz.
“BAŞARILARA TESADÜF DİYENLER BAŞBAKAN HAKLIYMIŞ DEDİ”Nitekim bize o dönem onu yaşattılar. 1999-2002 arasında bunu ciddi olarak yaşadık. Birlik ve beraberliği sağlayamadan kalkınamazsınız. Şimdi 8 yıl boyunca ekonomide sağladığımız tarihi başarıların altında işte bu yatıyor. Biz güveni sağladık. İstikrarı sağladık. Türkiye’nin iç ve dış politikalarıyla büyüyeceğine karar verdik. Tüm bu alanları 8 yıl boyunca at başı götürdük. Ekonomide elde edilen başarıları bir tesadüf olarak görenler çıktı. Bu tutmaz dediler. Ama ardı ardına bunlar gelmeye başlayınca bu sefer Başbakan haklıymış demeye başladılar. Ekonomide her an kriz çıkacağını iddia edenler, hatta tarih verecek kadar ileri götürenler çıktı.
Teğet geçeceğini söyleyince dalga geçenler oldu. Sonunda ne oldu? Bütün dünya ve kredi kuruluşları Türkiye’nin başarısını konuşmaya başladı. 
“MİLLET BUNLARA TOKAT ATMAYACAK DA KİMLERE ATACAK”
Bir anayasa kitapçığının fırlatılmasıyla, 675 bin lira olan dolar kuru, birkaç gün içinde 1 milyon 470 bin liraya ulaştı. 2001 krizi öncesinde yüzde 39 seviyesinde olan enflasyon yüzde 68.5’e yükseldi. Bu anlattıklarım uzun değil, son 10 yılı anlatıyorum. Devlet iç borçlanma senedinin faiz oranı yüzde 36.2’den yüzde 100’e çıktı. Gecelik faiz oranı yüzde 7500’e kadar fırladı. Bunlardan kimlerin neler kazandığını herhalde benim milletim biliyor. O kaymak takımı, muhalefetin şu anda paslaştığı tipler. Ülkenin milli bankası, adeta birilerine o malum çevrelere peşkeş çekildi. Kim vardı iktidarda? Ak Parti o zaman yoktu bile. Kim vardı MHP vardı. Kim vardı DSP vardı. Kim vardı ANAP vardı. Bu millet bunlara tokat atmayacak da kimlere atacak. Benim milletim de gereğini yaptı. 21 banka fona devredildi.
“KÜLHANBEYİ EDEBİYATININ İÇİNDE BÜYÜDÜK AMA ÖYLE KONUŞMAYIZ”
Ey Sayın Bahçeli sen yaptın biz ödedik. En son ödemeyi de ne zaman yaptık? 2010’da yaptık. Yahu bunları gör be. Ondan sonra sıkılmadan burnunuzdan lime lime getireceğiz diyorlar. Sizin burnunuzdan kim lime lime getirecek diye merak ediyordum Allah’tan millet getirdi. Benim milletim en güzel dersi verdi. Külhanbeyi edebiyatıyla konuşuyorlar. O edebiyatın içinde büyüdük aslında ama yok konuşmayız. Çünkü bizim aldığımız terbiye buna müsaade etmez.
“KURU SIKI ATARSA BU ÜLKE AYAĞA KALKAR MI”
Aile sigortası olayında konuşurken, “biz geldiğimizde her aileye 600 lira vereceğiz” diye kuru sıkı atarsa bu ülke ayağa kalkar mı? Öyle bir hale gelirsin ki, alın teri sahibinin ücretini dahi ödeyemezsin. Sen SSK’da genel müdürlük yaptın. Senden önceki genel müdür artı değer teslim ederken, senin müdürlüğün döneminde hep zararla kapattın. Bir genel müdürlüğü idare edemeyen, nasıl olacakta Türkiye’yi yönetecek. Sonra çıkıyor. Oraya bunu, şuraya şunu dağıtıyor. Dürüst ol dürüst. Biz ne aldatan olacağız, ne aldanan olacağız. Aldatmak suretiyle gelen oyu biz şanımıza şerefimize yakıştıramayız.
28 milyar dolar merkez bankamızın döviz rezervi. Bunu milliyetçiyim diyen MHP koalisyonundan aldık. Şimdi altın hariç 82 milyar dolara çıktı. Bu neyin ifadesidir biliyor musunuz? Bu ekonomik bir gücün
MHP-DSP-ANAP hükümeti IMF’den 30 milyar dolar aldı. Şimdi biz bunu 5.5 milyar dolara düşürdük. Siz borçlandınız biz ödedik. Ondan sonra utanmadan diyorsun ki fitil fitil getireceğim. Neyi fitil fitil getireceksin? O dönem yolsuzluklarla, namı maruftu. Ama bu dönem için bunlar aynen devam etse, ne biz borçları ödeyebilirdik, ne biz şu 7 yıla 13 bin 600 km duble yol sığdıramazdık. 160 bin derslik yapamazdık.
“VATANDAŞ TOPLU TAŞIMA ARAÇLARINI KULLANIN”
Geçen gün bir dostumla konuşuyorum. Ben Sincan’dan bakanlıklara önceden 15 dakikada gelirdim, şimdi 45 dakikada geliyorum dedi. Başbakanım dedi, araç sayısı yükselmiş, önüne gelen araç almış dedi. Artık her ailede bu sayı artıyor. Ama ben yine de toplu taşıma araçlarını vatandaşlarım tercih etsinler. Bu hem keseye, kasaya kazandırır, hem de ülke ekonomisine kazandırırken, hafta sonlarına çok daha fazla para ayırmış olurlar. Biz krizde, IMF’den tek kuruş bile almadık. Ekonomi kısa bir daralmanın ardından rekor seviyede büyümeye başladı. Tüm dünyada işsizlik arttı. Bizde de arttı. Ama işsizliği en son yüzde 11’e çektik göreve geldiğimizde 10.7 olan işsizliğe şu anda yaklaşıyoruz. Bu son açıklanan rakam, mevsimsel işsizliği karşılamıyor. Şimdi ona geliyoruz.
“BU MİLLET 1999’DA SİZİ DENEDİ”
Şimdi Bahçeli bizi bir kez daha deneyin diyor. Bu millet 1999’da sizi denedi. Ama siz bu millete hiç düşünemediği ağır bir fatura ödettiniz. Tarihin en büyük bedelini bu millete yüklediniz. Hala bugün bile Türkiye tarihinin o en büyük krizinin hesabını vermediniz. Bu millet 10 yıl önce 21 Şubat’ta başlayan o büyük krizi unutmamıştır. Unutması da mümkün değildir. En azından ben unutmadım, arkadaşlarım unutmadı. Ak Parti olarak bunu millete unutturmayacağız. 10 yıl önce neydik, şimdi neyiz?
“TERÖRÜN ŞAKŞAKÇILIĞINI YAPIYORLAR”
Biz milli birlik ve kardeşlik projesi derken, ne yazık ki muhalefete bakıyorsun. O bu dilden anlamıyor. Onlar hala terör örgütüne zemin hazırlayacak adımlar atıyorlar. Onların şakşakçılığını yapıyorlar. Ben bu sürecin içerisinde nasıl sizinle birlikte yürüyelim demiyor. Yahu gel beraber olalım, teröre karşı bu ülkede milli birliği sağlayalım demiyor bu muhalefet. Demiyor. Bizim bu işin başını çekmek gibi bir derdimiz yok. Bizim derdimiz bağcıyla değil, gel üzümü beraber yiyelim diyoruz. Gel diyoruz. MHP’ye de CHP’ye de BDP’ye de sesleniyorum. Gel diyoruz.
Bizim bütün bu adımlarımız bu ülkenin milli bekası içindir. Beraber olalım diyoruz. İri olalım diyoruz, diri olalım diyoruz.
Bu ülkede dikkat ediniz, CHP ne zaman iktidar ortağı olmuşsa, iktidarın bir ucundan tutmuşsa, ülkede ekonomik kriz yaşanmış, hemen kuyruklar, kara borsa, yolsuzluk yoksulluk ülkeye kara basan gibi çökmüştür. Bu millet MHP’nin iktidar olduğu tarihi de görmüş, en büyük krizi yaşamıştır.
“İLLEGAL ÖRGÜTLENMENİN, ADRESİ OLDUĞUNU KİM ÖĞRETTİ”
Diyor ya nerede Ergenekon gösterin, üye olacağım diyor. Yahu illegal örgütlenmenin, adresi olduğunu kim öğretti bu Sayın Kılıçdaroğlu’na? Böyle bir şey var mı? Düşünebiliyor musunuz? Ben yine de bir adres verdim kendisine. Danıştay ikinci dairesi’ne git dedim. Dersim’e git oradaki kardeşlerim sana adresi gösterirler dedim. Yargının işleyişiyle, yargıdaki siyasallaşmayla ilgilenmeyenler, reformları desteklemeyenler, ellerine fırsat gelse, 60’larda 70’lerde 80’lerde 90’larda yaşattıkları manzarayı yaşatacaklardır.
“SİYASİ EVLİLİK KOLAY DEĞİL”
Sayın Kılıçdaroğu, İstanbul’a Büyükşehir belediye başkanı adayıyken de bol keseden attı. Diyorum ki ne kadar güzel. O zaman adaydın. Şimdi genel başkan oldun. Bak üç tane belediye başkanlığı siz de. Antalya, Mersin, İzmir sizde. Hadi gel bu dediklerini uygulamaya koy. Gel. Genel başkansın o belediyelerde bunu yapın. Güzel bir şey değil mi bu? Dürüstlüğünü samimiyetini görelim. Benim oralarda yaşayan vatandaşlarım da bu güzellikleri görsün. Yapamaz. Çünkü İstanbul’a aday olduğu zaman bekardı. Bekara karı boşamak kolay. Ama şimdi evlendi. Siyasi evlilik kolay değil. Hadi bakalım yap şimdi. Yap bunları. CHP’de MHP’de bizi eleştirmeden önce, iğneyi bize batırmadan önce kendi özeleştirilerini yapsınlar. Eğer vicdanları el veriyorlarsa, buyursunlar ondan sonra da bizi eleştirsinler.
“SİYASİ ACEMİLİĞİ ZAMANLA AŞACAK”
Siyasi acemliği var. Bunları zamanla aşacak. Umarım 12 Haziran’dan önce bunu aşar. Bir çok şeyi de kılavuzu karga olduğu için, benim 2012’de siyasi bırakacağımı söylemişler. Siyasetin içinde doğanlar siyaseti bırakmazlar. Ama siyasette nerede olman önemli. İlla bakan olmak, milletvekili olmak gibi bir şey yok. Lokomotif olmak yerine vagon da olursun. Ben şunu söyledim. Bizim tüzüğümüzün içinde 3 kez arka arkaya milletvekili olan dördüncü kez ara vermek durumundadır. Onun için 2011 milletvekilliği adaylığımda son adaylığımdır dedim. Son adaylığımdan sonra da ben, partimde hizmete, nerede ne görev vereceklerse ben aynı şekilde deva ederim. 
“CD HAREKATIYLA PARTİYE GENEL BAŞKAN OLDU”
Git Anadolu’da konferans ver derler, dolaşırım. Biz bu tezgahın içinden geldik. Bunlar yukarıdan inme, paraşütle geldiler. Bir CD harekatıyla geldi, partiye genel başkan oldu. Ama bizim gelişimiz böyle değil, biz merdivenleri teker teker çıkarak geldik.
Bunlar görmek istediklerini gördüler. Kahramanmaraş olaylarına baktılar, sadece sinema filmi gördüler. Çorum olaylarına baktılar sunilik gördüler. Gazi olaylarına baktılar, Alevilik gördüler.
“FAİLİ MEÇHULE BAKTILAR HİÇBİR ŞEY GÖREMEDİLER”
Bunlar Abdi İpekçi, Çetin Emeç suikastına baktılar sadece dış mihrak gördüler. Danıştay saldırısına baktılar türban gördüler. Milletin inancına baktılar irtica gördüler. Milli birlik projesine baktılar, silah gördüler. Doğu güney doğu meselesine baktılar et balık gördüler. Faili meçhule baktılar hiçbir şey göremediler.
Bunlar halka baktıklarında bidon kafalı gördüler. Yüzde 60 aptal gördüler. İşte şimdi sivas’a baktılar, göre göre bakanımız Hayati Yazıcı’yı gördüler. Hata biz deki ellerine adres verdik. Oy vereceği sandığı bulamadılar, bizim verdiğimiz adresi nereden bulacaklar.
Tabi ana muhalefet partisinin de diğerlerinin de göremedikleri bir şey var. Türkiye’nin nasıl geliştiğini göremediler. Ekonomideki büyümeyi, 80 yeni üniversiteyi, hızlı treni, 480 bin konutu. Şehirlerin nasıl dönüştüğünü hissedemediler. Şimdi seçimin hemen öncesinde, seçime 110 gün kala bunlarda yoksulu, emekliyi, işsizi görmeye başladılar ya da görür gibi yapmaya başladılar.
Ama hala göremedikleri bir şey var. Az önce söyledim. Aile sigortası olayının farklı bir uygulamasını gerçekçi olarak yapıyoruz. Genel sağlık sigortasıyla bir adım attık. Özürlülerle ilgili evde bakımıyla ilgili bir adım attık. Biz işi olması gereken şekilde yaparız. Yani adalet anlayışını da ortadan kaldırmayacağız. Biz bunlarla da kalmadık. Bütün üniversite öğrencilerine bugüne kadar yapılmayanı yaptık. 240 lira burs veriyoruz, yanına da 150 lira beslenme yardımı veriyoruz. Bütün bunlar adeta, bir sigorta kapsamı içerisinde olabilecek şeyler. Mesele destek değil mi? Biz bu desteği zaten halkımıza veriyoruz. Bunlar bir proje olarak açıklıyoruz. Hesabımızı kitabımızı yaptık.
Önce kaynak Kemal dedi biliyorsunuz. Böyle basit yaklaşımlar olabilir mi? Ekonomide tahsil hayatımızda bunu görmedik. Ekonominin babaları, kaynak Smith demedi, kaynak Keynes demedi. Adamlar bilgilerini verdi.
“ŞİMDİ 2023’Ü KONUŞUYORLAR”
Yakında seçim beyannamemizi açıkladığımız zaman, 12 yılı kapsayan bir beyanname hazırlıyoruz.
Hemen çıktı bunlar, biz bunu zaten açıkladık dedi. Nerede ne zaman açıkladıysalar. Şimdi 2023’ü konuşuyorlar. Söylediğimiz aynen çıktı. Bunlar bunu sahiplenirler. Şunu çok iyi bileceğiz. Lafla peynir gemisi yürümüyor. Biz yaptıklarımızı konuşacağız, yapacaklarımızı da oraya, yapacaklarımızın teminatıdır diyeceğiz. Bir yandan önemli bir proje açıkladıklarını beyan ediyorlar, diğer yandan yanlış hesap sergiliyorlar. Bu proje umut simsarlığıdır. Halkın duygularını aleni şekilde istismardır. Ben CHP başkanı’na açık çağrıda bulundum. İBB adayıyken, yoksullara maaş bağlayacağınızı iddia ettiniz. Buyurun, 3 büyükşehir belediyesi sizde, bu projeyi belediyelerinizde yapın.
Benim adım Kemal, ben söz verirsen tutarım diyorsun. O zaman bu sözünü de tut diyorum. Ben yürekli adamım diyorsun, tamam kabul ediyoruz. Siz yürekli adamsınız, öyleyse hodri meydan. Verdiğiniz sözleri tutun. Benim milletim işte ne çektiyse bu popülist söylemlerden çekti. 
O zaman bir SSK’lı olarak o hastanelerin kuyruklarında çok çile çektim. Muayenesine gitmek için önce doktor beye gideceksin, o sana kartını verecek. Alırdık oraya giderdik, sonra da malum gerisini sizler de yaşadınız zaten.